Wordset: Play
    
yanak, avurt, yüzsüzlük
oluşmak, meydana gelmek
almak; götürmek; tutmak
acele etmek, telaş
katılmak, hazır bulunmak
yet
hala, henüz, daha; hatta, yine de
çelenk, halka
ahşap, tahta, odun, ağaç
dilek, istek, arzu; istemek, dilemek
kulis, kanatlar
rüzgar, yel; dönemeç; sarmak, dolamak
söğüt, kriket sopası, hallaç makinesi
koskoca, geniş, büyük
ahlaksız, kötü
bütün, tüm
ağlamak, gözyaşı dökmek
hava, hava durumu
dalgalı
ses, seda; dillendirmek
gözden kaybolmak, yok olmak
üzerine, üzerinde
cıvıltı
seyahat
çok gezmiş
e dogru, e karşı
beraber, birlikte
cesaretsiz, ürkek, çekingen
kadar, dek; kasa; toprağı sürmek
gök gürültüsü
atmak, fırlatmak
direkt, içinden, sayesinde
düşünce, fikir, sanı, görüş, kanı
şurada, orada
gözyaşı
ders vermek, öğretmek
alınmış, tutulmuş
pazar
sun
güneş
acaip, garip, yabancı
fırtınalı, şiddetli
duran
sap, gövde
daimi, surekli, ayakta durma
çok geçmeden, yakında
son
evlat, oğul
gümüş
görme, görüş; gözlemek
ışıltı, parıltı
barınak, sığınak
golgeleme, nüans, ton farkı
birkaç, farklı
düzenleme
gibi görünmek, benzemek
oturaklı, oturmuş kişilik
çığlık, feryat; bağırmak, çığlık atmak
güçlükle; henüz, ancak
saw
atasözü, testere
merhem, yapıştırıcı, dindirmek
güvenli
sad
üzgün, hüzünlü
yuvarlak, daire şeklinde
çancı, zangoç
istirahat; dinlenmek; artık, kalan
değiştirmek, yerine koymak
kalmak, durmak
rahatlamış, ferahlamış
bağlı olmak, ilgili olmak
iyileşme, düzelme
uzanma, erişme
yükseltmek, kaldırmak
oldukça, epey, tamamen
çekim, çekme, çekiş
ilahi
başarılı; müreffeh; zengin
fiyat, bedel
hatip, vaiz
yalvarmak, ibadet etmek, dua etmek
zavallı, fakir
sivri, sivri uçlu, keskin
açıkça
yer, mekan; yerleştirmek
adam, şahıs, kişi, karakter
belki, bir ihtimal
gözetleme
own
öz, kendi, sahip
merhem
nor
ne de, ne değil
hiçbiri, ne de
nedeyse, hemen hemen
dar, kısıtlı
an
genç kız; bakire
seven, şefkatli
yüksek sesle, gürültüyle
yalnız
lie
yalan; yatmak, uzanmak
sol; kalan, artık
müsaade, izin, ayrılmak, bırakmak
yatık, eğik, meyilli
gülen, güldürücü, gülme
geç, gecikmiş
lamba
diz çökmek; matem çanı çalmak
sırt çantası
iyi kalpli, yardımsever
joy
neşe, mutluluk
yolculuk, seyahat
katılmak; birleşmek; ek yeri
niyet, maksat, meram, kasıt
incitmek
bebeklik, cocukluk, başlangıç
eğim, eğimli, meyilli
ill
hasta
ne kadar
umut, ümit; ummak
kutsal
tepe
cennet
baş
kuru ot yığını, sap yığını
olmuş, büyümüş, olgun
önemli, ciddi, şiddetli; mezar, kabir
altın, altın gibi sarı
memnun, hoşnut
kemer, kuşak; korse
çelenk
cenaze töreni
kurmak, temelini atmak
şans, talih; servet
kat, kıvrım, büklüm; katlamak, sarmak
eğrelti otu
keçe, keçeli; hissedilen
daha uzak, uzaktaki, ötedeki
düşmüş, düşük
kötü, fena; kötülük, şer
hatta, bile; düz, düzenli; çift
daha büyük
dünya; yeryüzü, toprak
ciddi, kararlı
iken, esnasında, boyunca
rüya, düş; rüya görmek; hayal kurmak
azimli, kararlı
tanımlamak, tarif etmek
keyif, zevk, hoşnut etmek, sevindirmek
derin, koyu, dalgın
samimiyetle
taç
çapraz, kesişen, karşıt/haç
kır evi, kulübe
köşe, köşede olan
devamlı, devam eden, aralıksız
vicdan
arkadaş
tabut
zeki, akıllı, becerikli
kilise, bahçe mezarlığı
kilise, kilise ile ilgili
kimyager
göbek, merkez, orta
tavan, iç kaplama
taşımak, kaldırmak, nakletmek
halı
kavrulmuş
gömülü, örtülü, gömmek
gömme, defin
bohça, demet; kundaklamak
canlı, parlak
parlak, aydınlık, ışıltılı
gelin
bow
başla selamlama; eğilmek; yay; düğüm
ikisi de, her ikisi de
şişmiş, soluğu kesilmiş
acı olarak, için için, keskin
istek, eğilim, yetenek; eğri, kıvrık
zil, çan, çıngırak
işte!, bak!; görmek, gözlemlemek
dilenci, fakirleştirmek, dilenciye çevirmek
karyola direği
uyandırmak, gözünü açmak
önlük, koruyucu kapak
her zaman
karşın, ise de, rağmen
kimsesiz, yalnız
canlı, sağ, hayatta
kabul edilir, münasip
karşı, aykırı, aleyhte
yukarıda, üstünde, üzerinde
arkadaş, dost, yoldaş
188 items.
Contact - About - Help - Switch Theme