Wordset: Play
    
nitelikli, uygun, geçerli
ıskelet, çatı, yapı, çerceve
ilerlemek, devam etmek
kafa karıştırmak, şaşırtmak
görmezlikten gelmek
uykulu, uyuşuk
rastlamak, denk gelmek, uymak
yenilgiyi kabul eden, bozguncu
bu arada, aynı anda, iken
filo, bölük, süvari birliği
hoşnut etmek, memnun etmek
itmek, ileri sürmek
ahlaksız, vicdansız
kabakulak
tortu, çökelti, telve
işgüzar, yarı resmi
inatçı, dik kafalı, zorlu
kurtuluş, kurtulma
müsait olma, geçerlilik, mevcut olma
güvenilir, emin, inanılır
önümüzdeki, gelecek, yaklaşan
anlaşmazlık, çekişme, çarpışma,
öz, en özlü kısım, özünün özü
kibar, nazik, ince, saygılı
güvenli, emin, kuşkusuz
aracı, aracılık eden
saldıran, saldırgan, hakaret eden
kıdem, öncelik
ilgili, meraklı
fikir, görüş, kavram
tohum, çekirdek, tane
karıştırmak, güçleştirmek
dikkat etmek, bakmak
aşırı, ölçüsüz, savurgan, müsrif
ayrıcalık, imtiyaz, dokunulmazlık
olağanüstü, olağandışı, fevkalade, sıradışı
yenilikçi, çığır açıcı
son derece, berbat bir şekilde, aşırı
sonra, ondan sonra
nem, rutubet
demirlemek, demir atmak
özellik, nitelik; dayandırmak, atfetmek
taşlamalı, yerici, hicivli
kalacak yer sağlamak, yerleştirmek
baştaki, baş, ilk
hata yapmak, yanılmak, sürçmek
buharlaşmak, buharlaştırmak
rafine etmek, arıtmak
ezici, tahrip edici, yıkıcı
kararlaştırmak, belirlemek
içten, samimi, candan
boş vakit, uygun zaman
tartışmalı, tartışmaya yol açan
önceden görmek, geleceği görmek
kekelemek, kekeleyerek söylemek
duygusuzluk, hissizlik, ilgisizlik
anlama, kavrama, kaldırma
vasıtasıyla, madem ki
uzatmak, süresini uzatmak
masraf, harcama
şahsi, kendi; bir bir, sırasıyla
doğuş, yaratılış, köken
yalıtmak, izole etmek, tecrit etmek
benzer, eş, emsâl, karşılık
bitirmek, sonuçlandırmak
paha biçilmez, çok değerli
tozlaşmak, polen yaymak
çarpmak, fırlamak, ses yapmak
yöresel, bir yere özgü
çeşme suyu
burun, genizden gelen
dikdörtgen şeklinde
kazıp çıkarmak; ortaya çıkarmak
cila, vernik; verniklemek
kaynaklanmak, meydana gelmek
işçi, çalışan, personel
cahil, okur yazar değil
birden artmak, fırlamak; havai fişek
teşhis, tanı, belirtme, gösterme
genel, evrensel
baştan başa, boyunca, süresince
doğum izni
annelik; gebelik
demografi, nüfusbilim
yüzünden, -den dolayı
dikkatli, özenli, itina
yenilikçi
aynı, tekdüze; düzenli; üniforma
kapsamak, kuşatmak
yön, taraf, yüzey
safrakesesi taşı, safra taşı
devretmek, miras bırakmak
kutsal kabul etmek; mabede koymak
aşırı, ölçüsüz, dengesiz
uğursuz, meşum, talihsiz
hoşgörülü, merhametli, şefkâtli
gıpta etmek, imrenmek, gözü kalmak
şımarık, arsız
karşılaştırmak, mukayese etmek
acımasız, merhametsiz, insafsız
maya, köpük, coşku
bol olmak, çok olmak, dolu olmak
zahmete değer, uğraşmaya değer
sözleşme; büzülme; hastalık kapmak
geri çekilme, dönüş, gerileme
cereyan, hava akımı
sürekli, aralıksız, daimi
uğraş, iş, meşguliyet
dedikodu yapmak, çene çalmak
kâtip; tezgâhtar
ateşlemek, patlatmak; salmak
uzatmak, germek, yaymak
hatırlayan, anan, hatırlatan
uymak, uyumlu olmak
özür, mazeret, savunma
doğurgan, çabuk üreyen
kulak misafiri olmak, kulak kabartmak
ilerleyen, gelişen; aşamalı, kademeli
koy, körfez; giriş, ağız
bulaşık yıkama; el yüz yıkama
olmasa, olmasaydı
korkutmak, ürkütmek
taslak; para çekme; askere alma
acı, dert, keder, üzüntü
baş, ana, en üst rütbeli
yer ayırtma; şart, koşul; şüphe
doğu; yöneltmek, yönlendirmek
komplo, entrika, fesat
bilimsel inceleme, tez, deneme
açısından
ışın; demet, hüzme; parlamak; direk, kiriş
üst, üstün, yüksek
yaymak, dağıtmak; dağınık
gözünde canlandırmak
kaçınma, atlatma, kurtulma
tutulmak, moda olmak; anlamak
mıknatıs
yıldırmak, caydırmak
açıklama, hesap
yetersiz, eksik
ertelemek, oyalanmak, ağırdan almak
hasta; sabırlı
dolayı, yüzünden
nedeniyle, -den dolayı
gemici
portre, vesikalık fotoğraf
kesilme, bozulma, parçalanma
türetmek, kaynaklanmak
kazanmak, elde etmek
önyargılı, yanlı, etkilenmiş
toplam, bütün; birleştirmek, toplamak
benzetim, taklit
tepe, doruk
bölen; payda
devlet desteği, para yardımı
şişman, obez
yanma, tutuşma
engel, sakınca; vergi iadesi
zirve, doruk, tepe
kenara koymak, biriktirmek, kaldırmak
para, para ile ilgili, parasal
oluşturmak, bestelemek
edebi kültür, okuryazarlık
özümlemek, sindirmek, özümsemek
insan eliyle yapılan şey
nişastalı, karbonhidratlı
hafife almak, küçümsemek
batıl inanç, hurafe
yığın; kümelenmek
saygılı, düşünceli, nazik
tasarlamak, düzenlemek
gelişmek, büyümek
başucu, zirve, doruk
kabul etmek, razı olmak
kısaltmak, özetlemek; azaltmak
kabullenmek, razı olmak, katlanmak
öfkeli, kızgın, sinirli
baş, ilk, en önemli
başkaldırmak, isyan etmek
bakan, vekil
koşul, durum, olay
tamamlamak
kavrama ile ilgili, idrak ile ilgili
kota, kontenjan, pay
gün batımı, güneşin batışı
antika, eski sanat eseri
eski, çok eski
heykel, heykelcik, heykeltraşlık
eve ait, ailevi, iç, yerli
rahatsız etmek, zahmet vermek
başarılı; müreffeh; zengin
takdir etmek, değerini bilmek
itiraf etmek, kabullenmek
özne; konu; mecbur etmek
büyük, önemli, başlıca; branş; binbaşı
iş, uzmanlık alanı, meslek
izlemek, izinden gitmek; iz, ipucu; zerre
düzenlemek, kullanmak, ikna etmek
oyuk, çukur, boşluk
çeşit, tür
arıza, bozulma
açık, belirgin, aşikâr
boş, nafile, beyhude
etkileşim, birbirini etkileme
suçlu, zanlı, sanık
güç, yaşama gücü, kuvvet
kusur, arıza; sığınmak; terketmek
meslektaş, iş arkadaşı
zenginlik, refah, bolluk
lay
yerleştirmek, sermek
karşın, rağmen
yıkıcı, huzur bozucu, tahrip edici
kasvetli, loş ve sıkıntı verici, kederli
görüşme, mülakat; röportaj yapmak
bölge, yöre
böcek zehiri, zararlı bitki zehiri
kastetmek, üstü kapalı söylemek
duyu, his, algı; heyecan; sansasyon
çaresiz, umutsuz, her şeyi göze almış
izin vermek; ruhsat, izin belgesi
konferans, ders; konferans vermek
motor, makine, lokomotif
kurmak, yerleştirmek; saptamak
tanıdık, aşina, yaygın
şipşak, şipşak fotoğraf
ayırmak, bölüştürmek
kurmak, teşkil etmek, oluşturmak
banliyö, varoş, kenar mahalle
sağlamlaştırmak, pekiştirmek
ruh, can, maneviyat; ispirto; saf alkol
esas, asıl, gerçek
safha, evre, faz, aşama
aya ait
zıt, karşıt, aykırı
çılgınca, delice
şamata, curcuna, gürültü
kabuk
soğutmak, yabancılaştırmak
öncü; öncü olmak, çığır açmak
yeterli, kâfi, yeter
önce gelmek, önce olmak
yan anlam, çağrışım
deniz kazası, gemi enkazı
zihinsel, akılsal; kaçık, deli
dosya; eğe; sıralamak; kayda geçirmek
sefalet, yoksulluk, acı
ruh, akıl
güven, inanç, itimat
teşvik etmek, özendirmek
yukarıda, tepede, havada
kenar, uç, ağız
zorlama, baskı, zor
boy, cüsse, hacim, yığın; çoğunluk
ağır basmak, daha ağır gelmek
başlatmak, neden olmak
davranmak, hareket etmek
bereketli, verimli, zengin
açmak, toplamak, temizlemek
rahatsız etmek, sinirlendirmek
tahmin etmek, değer biçmek
genel af, af
tam, tüm, etraflı, kapsamlı; önlük, tulum
telefonu bağlamak, bağlamak
çevrelemek, kapatmak, kuşatmak
yedek, fazla, boş, az
fincan tabağı, çay bardağı tabağı
acımak, üzülmek, teessüf etmek
ertelemek, sonraya bırakmak
meydana gelmek, doğmak, çıkmak
davacı, şikâyetçi
meclis, kurul, konsey, yönetim kurulu
manzara
gezi, gezip görme
simsar, komisyoncu, tefeci
sermaye, varlık, hisse senedi, tahvil
ekin, ürün, mahsul; kırpmak
iklim, hava, bölge
poz vermek, tavır takınmak
kazma, hafriyat, kazı
alkışlamak, övmek; beğeni
sezgi, sezi, önsezi
görme, görüş; gözlemek
yaygın, genel
klişe, basmakalıp söz
kültürlü, içerikli, bilge; komplike
ağır, acı, şiddetli, keskin
sert, sağlam, zorlu, çetin
ileri, ileriye, beri
alkışlamak, el çırpmak
ındirim, düşürme, azalma
rahatsız etmek, sıkmak, bezdirmek
kavramak, anlamak; emmek, yutmak
çalıştırmak, iş vermek
yerleşim; anlaşma, uzlaşma
uzmanlık, ihtisas
depozito, teminât, emanet; tortu, çökelti
oturmak, ikamet etmek
dinç, dirençli, kuvvetli
cerrahlık, ameliyathane
gerçekleştirmek, başarmak
gökyüze ait, göksel, cennetsel
eksiklik, noksan, yokluk
kıta, anakara
boğmak, boğulmak
dikkatli inceleme
pakt, anlaşma, sözleşme
güçlü, kuvvetli, dinç, zinde
aşağılayıcı, küçümseyen
ergenlik
hayati, çok önemli
personel, kadro, kurmay
yaramaz, haylaz, edepsiz
esas, temel, ana
ima etme, bulaştırma, içerme
yanlış yönlendirmek, şaşırtmak
almak, kaldırmak; girişmek, başlamak
yalvarmak, yakarmak, dua etmek
yokuş, bayır, eğimli yer
kirletmek, bozmak, bulaştırmak
son, kesin, kati, inandırıcı
karanlık, loş, belirsiz, karışık, anlaşılmaz
dayanışma, birlik, beraberlik
zorunlu, mecburi, kaçınılmaz
yürürlükten kaldırmak, iptal etmek
sınır, hudut
hizmet etmek, servis yapmak
göstermek, işaret etmek; atamak
bir sonuca varmak
yaygın, çok bulunan, salgın
keşif, arama
borç, zimmet
şan, şeref, ün, ihtişam
sonuç, akıbet
yıldırmak, hevesini kırmak, cesaretini kırmak
gerilim, gerginlik
besin, gıda, beslenme
geciktirmek, durdurmak
toplantı, kongre; montaj, kurgu
fırsat, ortam, durum, olay
küre
sıkıcı, can sıkıcı, bıktırıcı
yenmek, aşmak, devirmek
salgın, yaygın
özellikle; sadece, yalnızca, sırf
işitsel, işitme
huzurunu kaçırmak, rahatsızlık vermek
açık, aşikâr, meydanda
yağmalamak, talan etmek
-e gelince
destansı, destan
dengelemek, denkleştirmek
dikkatsizce, yanlışlıkla, kazara
cisimleştirmek, somutlaştırmak
kültürel yapı, ahlâki değer
tarafsız, yansız, adil
benzememek, farklı olmak
tekrar etmek, tazelemek
pata (satranç), çıkmaz
suç işlemek
anket, soru kâğıdı, soruşturma
birlikte gelmek, eşlik etmek
yöntem değiştirme, geçiş
çarpmak, kırılmak, parçalanmak
karışıklık, dağınıklık
anayol, ekspres yol, otoban
ilerlemek, devam etmek; olmak
kabul etmemek, çıkarmak, hariç bırakmak
ertelemek
devam ettirmek, sürdürmek
çarpma, darbe; toslamak; tümsek
maruz kalma; teşhir; poz; cephe
iyi anlaşmak, iyi geçinmek, anlaşmak
kanun, statü, yasa
kanuni, yasal, meşru, resmi
ertelemek, tecil etmek; uymak, boyun eğmek
istemek, talep etmek; iddia etmek
ıtici, antipatik, iğrenç
güverte, üst kısım; deste
tarife, gümrük vergisi
biçimsiz, şekilsiz, çirkin
sulamak
(bir taşıtın) içinde, içine
gergin; germek; kip, zaman
nefret etmek, hoşlanmamak
sinsi; sessizce sokulmak, gizlice girmek
loş, alacakaranlık
rüşvet; rüşvet vermek; ayartmak
korkak, ödlek, alçak kimse
çalışkan, hamarat, gayretli
kin, garez, hınç; isteksiz olmak
sue
dava açmak, mahkemeye vermek; rica etmek
gizlemek, örtmek
zarf, belirteç
giderme, uzaklaştırma, nakil, taşıma
kızartmak, kavurmak; et kızartması, rosto
marangoz; doğramacılık yapmak
posta ücreti
köpüren, köpüklü
isim fiil, ulaç
dolandırıcılık; hile; sahtekar
aklamak, beraat ettirmek, muaf tutmak
köylü
bakış; bakmak; ilgilendirmek; saygı
tesis; bitki; dikmek
dantel, bağ; bağlanmak
civa
sanki, güya, sözde
kurşun, önderlik, rehberlik
buzul
zorunlu, mecburi
usta, mahir, uzman
parıltı; parlamak
sır vermek, güvenmek
maydanoz
fig
incir
wig
peruk
dye
boya, boyama; boyamak
yemek tarifi, reçete, tarife
belirsiz, kararsız, muğlak
nadiren, seyrek
kısmak, kısaltmak
hemen hemen, neredeyse; gerçekte
kalkışmak, yola çıkmak
rakip, rekabet etmek
kaçmak, uzaklaşmak
uygulamak, tamamlamak
azaltmak, eksilmek, küçültmek
çatal bıçak takımı
ile ilgilenmek; üstesinden gelmek
uygulamak, gerçekleştirmek
kaçınmak, sakınmak
katlanmak, tahammül etmek
mutaassıp, bağnaz; aşırı gayretkeş kimse
yumuşak, balmumu gibi
sallamak, titretmek
gözden kaybolmak, yok olmak
acemi kimse, çırak, yeni başlayan
yıkılmak, yuvarlanmak, düşmek
tug
kuvvetle çekmek
önemsiz
büyük ırmağa dökülen daha küçük bir nehir
yönelme, meyil
bir yandan öbür yana geçmek
işkence, eziyet
yumruk yada sert bir cismin darbe sesi
idareli, tutumlu
koyulaştırmak
sona ermek, son vermek, bitmek
birinin işine karışmak, kurcalamak
aynı zamana tesadüf ettirmek
sanmak, zannetmek, tahmin etmek
yerine geçmek, yerini almak
müteakıb
germek, zorlamak; süzmek; gerilim; soy
yığmak, üstüste koymak
arada sırada başgösteren, vuku bulan
bir yandan bir yana uzanmak
yatıştırmak, dindirmek, teskin etmek
yükseklerde uçmak
saf, halis, bürümcük gibi, bayağı
öldürmek, katletmek
avuçla vurmak
sip
azar azar içmek; yudum
yılankavi, dalgalı
şal
ayırmak, bölmek, koparmak
nöbetçi, nöbetçi asker
dünyevi, lâik
ariflik, akıllılık, zekâ
köye ait, köylü gibi
rol
tehlikeli
gelir
azimli, dayanıklı, direşken
tekrarlamak
ince, kibar, ince zevk sahibi
uzlaştırmak, barıştırmak
ezberden okumak
yalanlamak, delillerle reddetmek
temelinden yıkmak
alelacele, ihtiyatsız; kaşıntı
rasgele, gelişi güzel
maksatsız dolaşmak, dağınık konuşmak
araştırma
bastırmk; yatıştırmak
başarmak, muvaffak olmak
mal sahibi, mülk sahibi
çok derin, engin
prestijli, tanınan
öngörmek, kehanette bulunmak
yaramazlık, şaka, şeytanlık
tehir etmek, ertelemek
gelecek nesiller, soy
düşünüp taşınmak
üst makama müracaat, savunma, rica, mazeret
akla yatkın, makul
merhamet, acıma
çalmak, aşırmak
soğukkanlı, sakin, ağır tabiatlı
karamsar kimse, kötümser kimse
ikna etmek, razı etmek
sürekli olarak, devamlı olarak
tehlikeli
fakir kimse, yoksul kimse
lezzetli, makbul
edepsiz, korkunç, rezilane
çetin bir tecrübe; çile
yemiş bahçesi, meyva ağaçları
söylev, hitabe, nutuk
atlamak, ihmal etmek; yapmamak
engellemek
inatçı, dikkafalı
haberdar olmayarak, unutkan, ilgisiz
vaha, çöl ortasında sulak ve veimli arazi
pis, nahoş, hoşa gitmeyen alçak
en aşağı nokta veya safha
haşur huşur yemek, sesli çiğnemek
lokma
ahmak kimse, aptal kimse
inanılmaz derecede, müthiş
tadilat yapmak
karıştırmak, katılmak
titiz, çok.dikkatli
iki veya daha fazla şirketin birleşmesi
onarmak, tamir etmek
sayfa kenarı
büyük konak, malikane
iftira etmek
ninni
ganimet, yağma
çöp, döküntü, sedye; karıştırmak
topallamak, aksamak
hafif; ışık; yakmak
kaldırmak, yükseltmek
lid
kapak
uzun bacaklı ve zayıf
matem tutmak, biri için ağlamak, dövünmek
çok sık ağaçlı ve vahşi orman
tehlike
sinirlendirmek, kızdırmak, tahrik etmek
hasta kimse, yatalak kimse
cesur, pervasız
iki olay arası
denetlemek, muayene etmek
başlamak, başlatmak
istila etmek, etrafını sarmak, kaplamak
kışkırtmak, teşvik etmek, ikna etmek
ithamname, suçlama
inanılmaz
vukuu yakın ve muhakkak
yaş, rutubetli, nemli
velvele, gürültü
sadakat, hürmet
katliam, büyük insan kaybına uğrayan yangın
hoe
çapa
muziplik, aldatmaca, şaka; gırgır geçmek
boğuk, kısık, boğuk sesli
üstü kapalı söz, ipucu
neşeli ve gürültülü, şen, eğlenceli
kulak vermek, dikkat etmek
telaşlı, yoğun
ağır, yoğun, güç
sisli, dumanlı, puslu, belirsiz
aceleci, çabuk, üstünkörü
haşin, merhametsiz
gelişigüzel, rasgele
el altında
ufak köy, birkaç evden oluşan köy
şikayet etmek, mırıldanmak
el yordamı ile aramak veya yürümek
obur, açgözlü
hedef, amaç
fazla düşünmeden süratli olarak konuşan
meal, öz, ana fikir, özet
filizlenmek, çimlendirmek
hakiki, gerçek
gem
kıymetli taş, mücevher
uzun ve derin yara, bıçak vs. yarası
garnizon
soğuk
üzmek, kızmak, sinirlenmek, endişelenmek
küçük parça, grup, kesir
kuş, kümes hayvanı
sığ nehir geçidi
akılsız, aptal, budalaca
devirmek, devrilmek
ince, seyrek, sağlam olmayan
titrek yanmak, yanıp sönmek
kaçmak, uçup gitmek
düşmanlık beslemek, kavga etmek
nehrin öbür sahiline geçirmek
hayret verici iş, hüner gerektiren şey, beceri, ustalık
büyülemek, cezbetmek
kıtlık, genel açlık
sendelemek, kekelemek, duraklamak
sevinçli, çok sevinen ve övünen
müsriflik, israf; aşırılık, ölçüsüzlük
övmek
detaylı açıklamak, tefsir etmek
istifade etmek, istismar etmek, sömürmek
süresi sona ermek
geniş saha veya meydan
aşırı, fahiş, çok fazla
tükenmiş, yorgun, bitkin
aşmak
tekamül etmek, gelişmek
saygı, hürmet
zorunlu, gerekli, önemli
muhafız sıfatı ile refakat etmek; koruma, eşlik
erozyon, aşınma
kökünden sökmek, yoketmek, mahvetmek
iki manalı, müphem
insafla, adaletle
ayartmak, baştan çıkarmak
artırmak, yükseltmek
takatten düşürmek, zayıflatmak
çalışmak, gayret etmek
yaymak, atmak, neşretmek
acayip, tuhaf
devamlı, sürekli, dayanıklı
zindan, hapishane
iyice ıslatmak, sırılsıklam etmek
uyuklamak, kestirmek
saçmak, yaymak
göndermek
bertaraf etmek, ıskartaya çıkarmak
dağıtmak, terhis etmek
kirli, rengi solmuş
genişlemek, büyümek, gözleri büyümek
tartışma dışına çıkmak, konudan ayrılmak
çekingenlik
sapmak
meydana çıkarmak, farketmek
alay etmek
resmetmek, tanımlamak
çöküntü yapmak, vurarak göçürmek
yıkmak, tahrib etmek
biçimsiz, çarpık, çurpuk
ithaf etmek
iniş, düşüş; kabul etmemek
borçlu kimse
ters ve kısa söz
kusurlu, kabahatli
esrarlı, örtülü, gizli; şifreli
kırıntı, ekmek kırıntısı
ham, kaba, çiğ
şiddetle arzu etmek, yalvararak istemek
geleneksel; alışılmış, bayağı
doğuştan olan
el koymak, haczetmek
tahdit etmek, sınırlamak
affetmek, göz yummak
anlaşma
iltifat, övgü, kompliman
medhetmek, övmek
karşılıklı konuşma, konferans
ikna edici
zorlamak, itaate mecbur etmek
merhamet, şevkat, hoşgörü
el çırpmak, alkışlamak
elma şırası
ahbap, arkadaş
ufak tefek ev işi; zor ve zevksiz iş
serin, soğuk
derin yarık, kanyon
karışıklık, kargaşa
eti kesip dağıtmak, parçalara bölmek
esir, tutsak; baskı altında olan kimse
katı, hissiz
gizlice çalışan küçük bir grup entrikacı
zorbalık etmek, kabadayı
hayvanca; zalim; canavarca
süpürge
kolay kırılır, kırılgan
nehir veya uçurum kenarı
bardak ağzı, kenar
gürültülü kavga
savurmak, silahı tehditkâr şekilde sallamak
sınırsız, hudutsuz
hudut, sınır
kaya parçası
kızarma, utanma
gaf, hata, falso
tipi
varis, yararlanan kimse
yüksek sesle konuşmak, bağırmak, kükremek
birine elle işaret etmek
barikat, engel, mania
saçları dökülmüş, kel
şaşırtmak, bocalatmak
hırs, tamah
yolunu şaşırmış, doğru yoldan çıkmış
yumuşatmak, hafifletmek
kıymetli vasıf; mal, kıymetli şey
ileri sürmek, ısrar etmek, iddia etmek
suçlamak, itham etmek
uyandırmak, canlandırmak, teşvik etmek
kıymet takdir etme, değer biçme
ayak bileği
geniş, bol, kâfi
hafıza kaybı hastalığı
müphem, şüpheli
davranış olarak soğuk ve uzak
yakın, benzer
yarı açık, aralık
parlak, şaşalı
kışkırtmak, tahrik etmek, rahatsız etmek
atik, çevik, faal
zengin
aşırı derecede sevmek
nefret etmek
suç ortağı olmak
azalmak, küçülmek, sakinleşmek, yatışmak
713 items.
Contact - About - Help - Switch Theme